Low Carb Diyeti (Düşük Karbonhidrat Diyeti)

Merhaba arkadaşlar, beni yakından tanıyan arkadaşlar bilir. Yaklaşık 15 yıllık bir spor geçmişim var. (Amatör ve Profesyonel olmak üzere.)

Başlığımızdan da anlaşılacağı gibi, bugün en az 50 kişinin “Bana da bir program, bana da bir diyet listesi yazsana“larına dayanamayıp böyle bir şeyin şu yoğunlukta aklıma gelmesi hakikaten iyi oldu diyebiliriz. 🙂

Baş not: Diyeti 7’den 70’e kadın/erkek herkes uygulayabilir, ancak protein miktarını arttıracağımız için normalden fazla su içmeniz gerekecek. Günlük 3-4 litreden az olmamak kaydıyla su içmeniz gerekiyor. Çünkü protein miktarı fazla olduğu için böbreklere baskı uygulamış oluyoruz, bunu suyla sindirime yardımcı olarak düzeltmiş olacağız. Su içmediğinizde idrarınızın rengi sarıya dönük olur, devamlı idranınızı takip ederek beyaz renge bürünesiye kadar suyu bol bol için. İçtiğiniz çay/kahve vs. grubuna bu 3-4 litreyi kesinlikle dahil etmeyin.)

Öncelikle en başta yine belirtmek istiyorum, eğer ki bir diyet yapıyorsanız bunun sporsuz (spor yapmadan) olmayacağını her koşulda bilmeniz gerekir. Ha soracak olursanız yine de fayda görmez miyim? Görürsünüz bunda şüphe yok, ancak bu projenin temeli “40 günde karın kası yapmak” gibi bir temaya dayalı olduğu için sizin karın kasınız 40 günde değil de, 80 günde, 90 günde çıkabilir. (Denenmiş ve kanıtlanmıştır. Bizzat.)

Bunun yanında ne kadar süredir spor yapıyor olmanız ve yapmış olmanız da bir kıstastır. Çünkü benle spora başlayan arkadaşlarım (ki ben en fazla 3 ay gidebildim şu ana kadar spor salonu bazında. Hiç sürekliliğim olmuyor bu çok kötü bir şey. :/) 6 ay 7 ay spora gitse dahi, kimilerini gördüm 1 yıl düzenli ve beslenmesine dikkat ettiği halde benim spora başlamadan önceki hâlime ancak erişebiliyorlar. Bunun birçok nedeni veya nedenleri olabilir. En basiti de sporcu fiziği veya vücut tipinden de kaynaklı olduğunu söyleyebilirim. (Aşağıdaki görselde benim hangi tipte olduğumu anlayabilirsiniz.) 🙂

bodytype

Continue Reading…

Sosyal Medya’da Olan Züğürt Ağa’lar

Özellikle son 5 yılda, pazarlama ve medya sektörlerinin kanayan yaralarından biri, sürekli yeni ve çok büyük iddialarla ortaya çıkan ve ‘elindeki o yeni trendin’ pazarlamayı/iletişimi baştan yaratacağını savunan insanlar… Konferanslarda, bloglarda, röportajlarda, Facebook’larda o kadar gaza gelirler ki, misal, “Pinterest” kullanmayan bir rulman üreticisinin hemen yarın batacağını ve çoluğuyla çocuğuyla sokakta kalıp ibret niyetine anahaber bültenlerine çıkarılacağını sanırsınız. İşte bu trendlerden biri de “içerik yeni kraldır” mottosu.

Bu gaza gelişlerin nedenlerinden biri belki de, çok fazla yurtdışı kaynaklı blog, dergi filan okumak olabilir. Bir de, havalı cümleler kurmazsa ölecek hastalığı’na yakalanmış olmak… 2 ay önce “Artık televizyon kesinlikle öldü” diyen adam gördüm ben. Ve bunu, meyhanede bir büyük rakının ümüğünü sıkmışken değil, aklı başındayken ve ofisinde bacak bacak üstüne atarken söyledi. Şimdi gidip baksan, evde Acun’un yarışmalarından birini izleyip jürilere atar yapıyordur haspam. Konuyu çok dağıttım evet ama kendi sektöründen, kendi ülkesinden, ülkesinde paranın başında oturan insanlardan haberi olmadan; üç tane Mashable / Techcrunch yazısı okuyup pazarlamayı yeniden yaratanlardan bıktım.
“İçerik yeni kraldır” (daha havalı olduğu sanrısıyla “content is king“) diye coşmadan önce biraz kafa yormak gerek:

**
Evet, içerik önemli. Ama bu yeni bir şey değil ki! İçerik her zaman önemliydi. Bunu Orhun Yazıtları‘nda bile görebilirsiniz. O kadar eskiye gitmeyelim derseniz, John Deere‘nin (Türkiye’deki kullanımıyla Cöndere) The Furrow adlı dergisinde göz atabilirsiniz. Kaldı ki, bu ülkede neredeyse 20 yıldır içerik ajansları var.
** Evet, içerik önemli. Ama değil kral olmak, kıçına giyecek donu bile yok içeriğin. Zira bütçe yok. Pazarlama / medya bütçelerini yönetenlerin umurunda değil içerik. Trafik, tıklanma sayısı, like sayısı önemli ama kaliteli içerik umurunda değil. “Ama olmalı” demek, “şu an kar yağıyor olmasaydı bikiniyle dolaşmak tenime çok iyi gelecekti” filan demek kadar mantıksız. Çünkü ortada bir gerçek var ve tek kral o gerçek.
** Bugün bir internet sitesinin, basılı bir yayının kaliteli içerikle hak ettiği parayı kazanması imkansız. Zira içerik üretmek; maliyet, zeka ve yetenek gerektirir. İçerik gerçekten pahalıdır. Türlü rezillikler, acılar yaşatır insana. “Video content bu dönemin en kârlı işi” demeden önce, misal, UzmanTV yöneticilerine gidip bir sor, “Abi video işinde çok para var diyollar, doğru mu?” diye. Onlar da yıllarca göğüsledikleri zorlukları anlatsın sana ya da anlatmadan sopayla kovalasın.
** Evet, içerik önemli. Ama bunun ateşli savunucularının ortaya koyduğu ve başarıya ulaşmış bir iş, bir model, bir kral yok henüz. (Ben yoldayım, daha gelmedim oralara.) Kimse kusura bakmasın da, “Coca-Cola içerikle muazzam başarı sağladı, hadi siz de yapın” demek pek bir şey ifade etmiyor. Coca-Cola pazarlama aracı olarak at kestanesi (şu anda aklıma gelen en acayip şey bu) kullansa bile bir başarı hikayesi yazabilir. “Benim bir iddiam var ve şunu şunu yaparak başarılı olup bu iddiamı kanıtladım” dersen ancak o zaman bir inandırıcılığın olur; Coca-Cola’nın case study’sini anlatarak değil. Koltuğunun altına, gerçekten kral bir içerikle hazırladığın yayınını alıp, kapı kapı reklam almak için dolaşmamış ve “yav iyi de sizin trafiğiniz/tirajınız kaç?” sorusuyla yüzleşmemiş insanın trend uzmanlığı, kanaat önderliği, karı boşayan bekardan farksız bence. Kendi pazarını tanımadan bu kadar gaza gelip trend uzmanlığına soyunmanın ciddiye alınacak bir tarafı yok. Niyetin, “bakın yeni kral bu” diye ortamı ısıtıp o işle para kazanmaksa ayrı tabii.
** Evet, içerik önemli ama kral filan değil. İçerik, şu anda tam olarak, Şener Şen‘in canlandırdığı Züğürt Ağa‘dan başkası değil. Havalı ama çulsuz ve itibarsız. İtibar kazanması ve saygı görmesi için o kadar çok çalışması ve bağırması gerek ki, o zamana kadar zaten bizim heyecanlı trend uzmanlarımız yeni bir kral bulmuş ve ona yalvarıyor olurlar.

Kitap Severler İçin Her Ahvâlde Okuma :)

   Büyük şehirlerde evine, işine giden insanların trafikte geçirdikleri süre küçümsenecek gibi değil. Bu uzun süreyi kitap okuyarak değerlendirmek istiyor da baş dönmesinden yakınıyorsanız, birkaç pratik tavsiyemiz var.

Büyükşehirde yaşayanlar, gündelik hayatın uzun bir dilimini trafikte geçiriyor. Pek çok kimse bu büyük süreyi farklı meşguliyetlerle geçirmeye çalışıyor. Otobüs, metro, vapur gibi toplu taşıma araçlarında birçok faaliyet yapmak mümkün olsa da özellikle kitap okumak isteyenler için trafik çileye dönüşebiliyor. Kalabalık, havasız ve sürekli sallantılı bir ortamda yazılara odaklanmak maharet istiyor. Bu kayıp zamanı gazete, kitap veya dergi okuyarak geçirmek isteyenler çoğu kez baş dönmesi ve mide bulantısı ile baş etmek durumunda. Peki hareketli araçlarda baş dönmesini ve mide bulantısını önleyebilmek mümkün mü? İşte otobüste baş dönmesinin sebepleri ve sağlıklı bir okuma yapabilmeniz için tavsiyeler:

Kitap Okuma

(İnfografiği tam boyut büyütmek için üzerine tıklayınız.)

İnsanların Müzikal Zevkleriyle Zekaları Arasındaki İlişki

 

Kişilerin müzikal zevkleri ile zekaları arasında bir ilişki kurulabilir mi? Test halindeki sorularla bunun yapılabileceğini düşünenler için bu soruya hayır cevabı vermek her ne kadar yeterince mantıklı olmasa da, elbette ki sizde garip bir his yaratmış olacak bu soruyla karşılaşmak. Wikipedia editlerinin nereden geldiklerini ortaya çıkaran WikiScanner’ı kurarak efsane ifşalara imza atan Virgil Griffith isimli yazılım uygulamaları yazarı, zeka düzeyleri ile üniversite öğrencilerinin müzikal zevkleri ilişkisinin, çeşitli eğitim kurumlarında eğitim gören öğrencilerin üniversite giriş sınavı notlarına dayanarak grafiğini çıkardı.

Listenin başındaki ve sonundaki sanatçılar bizleri hiç de şaşırtmıyor. Lil Wayne hayranlarının en düşük zekaya sahip olduğu sonucu çıkarken, Beethoven dinleyicileri açık ara farkla zirvedeler. Grafiğe gelirsek Virgil, farklı üniversitelerdeki öğrencilerin favori müziklerini belirlemek için Facebook’u kullandıktan sonra, onların müzikal zevklerini sınav puanlarıyla eşleştirdi ve grafik haline getirdi. 1352 okul üzerinde çalışma yapan Virgil, en popüler 133 müziği grafiğe dahil etti. Araştırmaya göre müzik tarzlarının zekasal sıralaması da şu şekilde:

Soca < Gospel < Jazz < Hip Hop < Pop < Oldies < Raggae < Alternative < Classical < R&B < Rap < Rock < Country < Classic Rock < Techno

Helvetica (Belgesel)

Yazılar bize sürekli bir şeyleri anlatır. Yazı karakterleri bir duyguyu ifade edip, sözcüklere belirli renkler katabilir. Günümüzde artık nereye bakarsak bakalım bir yazı tipi görürüz ve bu yazı tiplerinin arasında en çok karşımıza çıkanlardan birisi de Helvetica’dır.

Yönetmenliğini Garry Hustwit’in yaptığı Helvetica, grafik tasarım ve tipografi ile ilgilenen herkes tarafından izlenmesi büyük önem taşıyan nadide belgesellerden birisidir. Belgeselin içerisinde yer alan önemli tipograflar Helvetica’nın tarafsız bir yazı tipi olup, her türlü duygu ve düşünceye ev sahipliği edebilecek formu taşıdığını bize anlatıyorlar.

Helvetica belgeselinde kamera karşısına geçen bir kaç tipograflardan bazı kesitler:

Massimo Vignelli 

Bir tasarımcının hayatı savaşmakla geçer. Çirkinliğe karşı verilen bir savaş. Tıpkı bir doktorun hastalıkla savaşması gibi. Bizim için, etrafımızdaki şeyler görsel hastalık; bizim yapmaya çalıştığımız şey ise onu tasarım yoluyla iyileştirmektir. Helvetica hem modern, hem de temiz bir yazıtipidir. Hemen hemen her şey için uygun. Helvetica’yla “seni seviyorum” diyebilirsiniz ve sevimli görünmek isterseniz bunu Helvetica Extra Light’la söyleyebilirsiniz. Ya da yoğun ve tutkulu bir aşk söz konusuysa Extra Bold’la da söyleyebilirsiniz.

Wim Crouwel

Ben her zaman berraklığı yeğlerim. Temiz olmalı, okunaklı olmalı, açık ve basit olmalı. Bu yüzden bir ızgara (grid) icat ettim ve oyunumu ızgaranın içinde oynadım. Ama her zaman ızgara sınırının içinde kaldım ki belli bir düzen sağlanmış olsun. Bana göre bu bir düzen yaratma aracıdır ve düzen yaratmak, tipografidir.

Matthew Carter

Helvetica’nın en karakteristik ve bana göre en güzel yanları, küçük “a”, “c”, “e” ve “g” harflerinde gördüğümüz yatay bitişlerdir. Bütün yapı, bitişlerin bu şekilde yatay kesilmesine dayanıyor. Bir tasarımcının bu karakterlere bakıp “Bunları nasıl geliştirebilirim?”, “Nasıl daha farklı hale getirebilirim?” demesi çok zor. Çünkü tamı tamına doğru görünüyorlar. Hiç kimse benden Helvetica’yı yeniden icat etmemi istemediği için memnunum çünkü ne yapacağımı bilemezdim.

Erik Spiekermann 

Benim tipografi hastası olduğum apaçık ortada. Ölümcül olmasa da tedavisi yok. Gerçek bir yazı karakterinin ritme, kontrasta ihtiyacı vardır; bunlar el yazısından gelir. Bu yüzden ben sizin el yazınızı okuyabilirim, siz de benimkini okuyabilirsiniz ve eminim ki bizim el yazımız Helvetica’nın çok gerisinde; “okunaklı” sayılan herhangi bir şey de öyle. Fakat onu okuyabiliyoruz çünkü içinde ritim var, kontrast var. Pek çok kişi, Helvetica’yı hazır ve nazır olduğu için kullanır.  Helvetica, ne yiyeceğinizi düşünmek yerine McDonald’s’a gitmek gibidir.

Yazının sonuna gelecek olursak, her saniyesini durdurup yeniden başa alıp izlemek isteyeceğiniz harika bir belgeseli aşağıda paylaşıyorum. Faydalananlar en azından bir yorumu esirgemesin. 🙂 Sevgilerle.

Belgeseli izlemek için buraya tıklayınız! 

Twitter’dayken Artık Soundcloud’da Sizlerle!

Üniversitede dikey geçiş yaptığım sıralar ilk sınıfa adımımı attığımda internetten “ex.fm” furyasına katılmış birkaç loser arkadaşla tanışmıştım. 🙂 Yıllardır bu platformlarda tabir-i caizse fink atmış biri olarak, Soundcloud‘u tavsiye ettim. Büyük sözü dinlemediler elbette, gel gelelim 1-2 ay önce dinlediğim ve favorilere eklediğim parçaları Facebook ile senkronizasyonumu gören loser kardeşlerim Facebook duvarlarından kulak miken Soundcloud zırvalarını eksik etmemeye başladılar. 🙂 Yakışır elbette, biz konumuza dönelim.

Twitter‘ın mobil uygulamasını kullanan kullanıcılar, SoundCloud‘dan şarkı dinlerken bir yandan da sayfalar arasında gezinebilecekler. Yani bu ne demek oluyor?, diyecekseniz hemen açıklayayım.

Elbette Twitter‘ın şimdilik mobil uygulaması için geçerli olan bu özellik sayesinde kullanıcılar, Twitter üzerinden paylaşılan şarkıları dinleyerek uygulama içinde gezinebilecekler. Bu sayede şarkı dinlerken zaman kaybının yaşanması da engellenmiş olacak.

Dipnot: Twitter‘ın SoundCoud‘u satın almasıyla ilgili bazı haberler ortaya çıkmıştı. O haberlerin üzerine böyle bir uygulamanın gerçekleşmesi, acaba Twitter‘ın SoundCloud‘u satın almasına az bir zaman mı kaldı?, sorularını da akıllara getirmiyor değil.

iOS ve Android kullanıcılarına sunulan bu yeni özellik, yakın bir zamanda SoundCloud dışında diğer online müzik dinleme servislerini de kapsayacak.

Bir Soundcloud fanatiği olarak, benden söylemesi. 🙂

Teknoloji, Web ve WordPress Konuşuyoruz :)

Bugün bu satırları net ortamına aktarabiliyorsam, elbette ki beni gerçek anlamda internetle;
ve en çok da WordPress dünyası ile tanıştıran Serkan Abim sayesindedir. (Serkan Algur) 🙂 Nam-ı diğer: KaiserCrazyWPadamı.

Bugün Twitter’da paylaştığı bağlantıyı görerek bu emeğine karşılık ufak bir jest yapmak istedim. Aslında tüm jesti kendime yapıyorum onun gibi birine kendi web sitemde yer vererek, bunda şüphe yok. 🙂

Lafı fazla uzatmayacağım, ilk tanışmışlığımızı “msncini.com” ile bundan belki 10 yıl önce yaptığımız; hayatımda daha yüz yüze görüşme fırsatımız olduğu hâlde yüz yüze görüşmüşlüğümüz olmasa da, canımdan öte sevdiğim ve canımdan öte tuttuğum abim ve diğer bu işte üstat kabul edilen abi/kardeşlerimle sizi baş başa bırakmak istiyorum.

Daha da ileride olacağınıza adım gibi eminim, selam ve sevgilerimle.

(Dipnot: Her Cumartesi 23.00 bundan böyle wwwkonusuyoruz saati. Kaçırmayın, üzülürsünüz!) 🙂

Arabam.com, Sahibinden.com’a Fena Çakmış!

Galatasaray – Fenerbahçe derbisinin ardından her zamanki gibi maç sonrası yorumları takip ederken araya efsane bir reklam sıkıştırdı yayıncı kanal.

Hayatımda bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum çünkü hedef kitlesi ve nokta atışı her şeyi özetleyecek şekilde hazırlanmış reklam filminin. 🙂

Bahsettiğim reklam filmi:

Bu da reklam filminin gerçekten atıfta bulunduğu firmadaki “varis” şeklinde yaptığımızda çıkan sonuçlar:

Sahibinden.com - Varis

Sonuç: Arabam.com‘un reklam ajansını ayakta alkışlıyor, böyle bir projede ben de “keşke” yer alabilseydim diyorum. 🙂

Bir Gün İçinde İnternette Neler Olup Bitiyor?

MBA Online, internetin bir gününü ilgi çekici bir infografik ile gözler önüne serdi. Bir günde kaç tane e-posta gönderildiğini, kaç blog yazıldığını, Facebook’ta ne kadar zaman geçirildiğini ve buna benzer birçok sorunun yanıtını merak ediyorsanız mutlaka inceleyin.

Sagopa Kajmer & Kolera – Antalya Konseri

Sanırım en son 2008’de Antalya‘da konser verdikleri,
ve bu konserin hâlâ tadı damağımda kaldığı için paylaşma gereksinimi duydum üstatları. 🙂

Rap müziğin başarılı ismi Sagopa Kajmer, Türkiye turnesi kapsamında 16 Kasım’da Antalya Kültür Merkezi’nde sevenleriyle buluşuyor.

Sagopa Kajmer, son albümü “Kalp Hastası” ve internet üzerinden dinleyicileri ile paylaştığı “Ahmak Islatan” EP’siyle sahnede olacak.

Konserde sahne alacağı Kalp Hastası albümünün tüm parçalarını tek bir video eşliğinde aşağıda sunuyorum, keyifli dinlemeler. 🙂